deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2009 Pazar

Küçük ölçekli Müdahalenin Kent İçin Önemi Nedir?

"Küçük ölçekli müdahale" (KÖM) ile ifade edilmeye çalışılan aslında nicelikselden çok niteliksel bir müdahale. Büyük ölçekli ve çoğu zaman yönetimin ya da yargının müdahil olduğu durumlar, bir bölgeyle ilgili sorun tespit edip o sorunu öncelikle tamamen yok edip sonra yeni bir durumun inşasıyla meydana gelirler. Mevcut durumuyla işler, iyi durumda ya da sorunlu olsun herhangi bir kamusal mekana dair üretilen projeler genellikle o mekanı öncelikle yıkıp sonra yeni bir planlamayla meydana getirilirler. Bu müdahale biçimi bu tür baştan yıkıp üretmeleri içermez. KÖM, mevcut durumu sorun ve potansiyelleriyle değerlendirip, bu duruma eklenebilecek, çıkarılabilecek, soru sorabilecek, çözüm üretebilecek, söz söyleyebilecek ya da sonucunda hiçbir şey olmasa dahi kaygıları ve bu kaygılara yakın projeleri içerir.

KÖM mimari bir müdahale olmak zorunda ya da durumunda değildir. Kamusal mekan nasıl her disiplini ilgilendiren bir tanımsa, kamusal mekana yapılan ve yapılacak olan her türlü müdahale bir çok farklı disiplinin, disiplinler ötesinin birlikteliğinin ürünü olabilir. KÖM’ün dünyada sivil inisiyatiflerin ortaya koyacağı bir söylemin ya da ihtiyacın karşılığı olarak kamusal mekanda örnekleri, tezahürleri vardır. Türkiye’de ise KÖM ile tariflenen durumdan çok kişisel çıkar ya da tahakküm altına almak amacıyla kamusal mekana müdahaleden söz etmek mümkün. Bu duruma örnek olarak, hemen her dükkanın açık alanı kendi mülkiyeti gibi kullanması, boş arazilerin otoparklaştırılması, sokak satıcıları verilebilir. KÖM kamusal mekanı tahakküm altına almaktan çok, kamusal mekanı sahiplenmekle ilgili.

KÖM aynı zamanda bir deneme süreci. Kente yapılan hemen her türlü müdahale bir tür kuşatma biçiminde gerçekleşir. İstanbul gibi yüksek oranlarda göç alan kentlerde kamusal mekanların ya da kamusal mekanın görsel uzamlarının hızlı bir biçimde dönüşümünü bir kuşatma olarak nitelemek mümkün. Bu kuşatmalar kuşatan ve kuşatılan olarak ayrımları beraberinde getirmez, çünkü kuşatmalar içsel ve muğlak bir sürecin sonucu.

Kırsaldan göçenin, kentin özgürleştirici potansiyeline adapte oluş sürecinde bulduğu boşluklardan faydalanma çabasıyla kent boşluklarını işgali, hatta bazen bu boşluklarda hak iddia etmeye başlaması sonucu kentli de karşı direnç olarak kentiyle ilgili bir tutuculuk potansiyeli barındırmaya başladı (XX Demirkan, 1996). Bu tutuculuk kentlinin müdahil olması gereken durumlar karşısındaki sessizliğinin nedenlerinden biri olarak da nitelenebilir. KÖM kentlinin müdahil olmasını, kamusal mekana yapılan herhangi bir kuşatma karşısında ya da dahilinde söz söylemesini ya da kamusal mekanda eksikliğini hissettiği bir müdahaleyi kendi
inisiyatifini kullanarak üretmeyi öneren bir müdahale biçimi. Gelecek düşleriyle yeniden üretmelere ve mevcuda karşı her zaman muhalif söz söylemeye eğilimli yönetimler, günümüz kentlerinde hızlı ve tek elden üretilmiş dönüşüm projelerinin de en önemli nedenleri. KÖM ise bu hızlı ve yok edip üretmenin yerine eklemlenerek kentlinin kendi dinamiğiyle üretimini destekler.

Piano stairs - Rolighetsteorin.se - The fun theory from camiseta emprestada on Vimeo.

7 Mart 2008 Cuma

Türkiye'de kamusal mekan

Kamusallık tartışması, bütün yaşamsal pratikleri ve bu pratiklerin ortaya çıkardığı ürünleri ilgilendirir. Alan ise mimarlıkta yer/boşluk gibi karşılık bulsa da ‘kamusal alan’ yalnız mekan’ı karşılayan yer e boşluğa veya mekansal bir tanıma işaret etmez. İlk olarak ‘Res publica’ olarak kullanılan kamusal kelimesi o dönemde ‘ortak fayda’ ve ‘ortak varlık’ anlamına geliyordu. (Geuss, 2003, s.51) Kamusal alan tanımı ise ilk olarak 1962 yılında yayınlanmış olan Jürgen Habermas’in “Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü: Burjuva toplumunun bir kategorisi üzerine araştırmalar” kitabında Habermas Kamusal alanı şu şekilde tanımlar;

devamı için

19 Şubat 2008 Salı

VİTRİN (E)

Eğer öyle bir ayrım var ise, vitrin kamusal ile özel’in kesiştiği noktada. Ve eğer işletme özel alan olarak adledilebilir ise, vitrin yalnızca işletmenin müdahale edebildiği ancak önünden geçen herkesin de izlediği ve hatta etkilendiği bir arayüz. İçerde ne vara işaret ediyor. İçerde olanda vitrine yerleşirken dışarıdaki profili pek tabii düşünmek durumunda. Aslında başta mağaza ya da işletmenin kendi reklamını yaptığı bir cam kutu gibi algılanabilir vitrin, ki öyledir. Ancak bulunduğu yere aittir çoğu zaman, o yerden beslenir, dünyanın her yerinde aynı anda aynı vitrin tasarımını kullanan adidas bile zaten en başından nerede dükkanını açacağını bilir, ve bu yüzden oradaki vitrin de oraya aittir. Vitrin ya da vitrinler zinciri semtlerin kent içindeki ya da kentlerin dünya pazarındaki ekonomik, sosyal, kültürel durumuna da işaret ederler. Her semtte vitrinin sokakla, izleyiciyle olan ilişkisi birbirinden farklıdır. Aynı zamanda vitrinde sergilenen ürünün mali değeri de bir uzam olarak vitrinin açıklık kapalılığını etkiler. Balık pazarında ürün açık sergilenmek durumundadır, fakat bir sarrafın ürünlerini açık sergilediğini görmeyiz, ve hatta vitrindeki ürünler sahtedir, ya da kilitli, bazı ürünlerse mal sahibinin tercihi dahilinde açık ya da kapalı sergilenir. Bu açıklık kapalılık durumu nesnenin değeriyle yakından ilgilidir, bu durumda açık vitrinler kamusal mekana daha fazla müdahale ederler ve kamusal mekan kullanıcılarıyla daha fazla ilişki kurarlar diyebilir miyiz? Öznelerin nesnelerle kurduğu ilişkinin yoğunluğu ve biçimi kamusal mekan-zamanın kullanımını etkiler ve Adorno’nun da dediği gibi özne nesne ilişkisi ne mutlak bir birlik, ne de mutlak bir ikilemdir.(Soykan, 1991, s.43) Bu durumda ilişkinin kendi içinde barındırdığı dinamik kamusalı, mekan-zamanlaştırır.

devamı için